2 Kasım 2009 Pazartesi

hohladığında çıkan sahte sigara dumanı

odamdaki tek ışık kaynağı olan bilgisayarın ekranını güvenli bir mekan diye belleyen kara sineği, holün ışığını açıp, elimle ittire ittire kovdum. tam o sırada ayak parmaklarımda hissettiğim şey ise, liseli bir kızın, samimi olmadığı insanlardan bile andaçına bir şeyler yazmasını istemesi gibi, kendi hakkında söz etmek zorunda bırakan, soğuk oldu. tıpkı sabah evden çıktığımda olduğu gibi...

şu son 3 gündür, balkanlardan mı yoksa kuzey kutbundan mı geldiğini bilmediğim soğuk hava dalgası, bir kafede otururken, çağırmadığın halde, yapacak başka bir şeyi olmadığı ve yalnızlık çektiği için gelen, o gelesiye kadar yapılan muhabbeti alaturka bir klozete, kendisini ise sıkışmış ve kum bulmuş bir kediye dönüştüren bir "laftan anlamaz" insan gibi, izmir'e uğradı ve gitmek bilmiyor...

muhabbetlerinin içine edilen izmir'liler ise otobüs duraklarında, sigara içmek zorunda oldukları dükkan önlerinde, kaldırımlarda, perşembe pazarlarında, vapurla iskele arası yürünmesi gereken yollarda, bu rahatsızlıklarını dile getiriyor.. ellerinden gelse imza bile toplayabilecek olan bu insanlar, otobüslere bindiklerinde, onları incelemek için öndeki ters koltuklardan birine oturmuş bana, galadriel gibi, donuk, üşümüş ve titreyen gözlerle bakıyorlar... o üşümüş, titrek bakışlara baktığımda, karnımdan dudaklarıma doğru (sanki kusacakmışım gibi) yükselen haz duygusu, dudaklarımda ufak, yarım yamalak, istem dışı bir sırıtmaya sebep oluyor... bunu gören "üşümüş insan kişisi" onunla, "hava ne kadar soğuk değil mi hemşerim" adlı yöresel, anonim orta-oyununu oynadığımızı düşünüyor... rolünün hakkını vermek için attığı soru soran bakışına cevap niteliği içermeyen bir bakış atmam ise, dumur olmasına, seyircilerden kiminin gülmesine, kimisinin ise çürük domates fırlatmasına sebep oluyor.... ben ise yaptığım bu eylemin sonucundan o kadar mutlu oluyorum ki, kafamı çevirip, dışarı bakayım derken, otobüs camıyla ilişkiye giresim geliyor...

soğuk böyle bir şey işte..

yılın 6 ayı boyunca, beynin lapalaşmasına sebebiyet verecek bir güneşe maruz kalmaktan, buna göre evrimleşen bünyemin böyle tepkiler vermesine sebep oluyor..

kafasını toparlayamayan, asıl beyin lapalaşmasını şimdi yaşayan, söylediklerine kendisi bile gülmeyen, "benim demek istediklerim bunlar değildi, avukat anım, siz ne diyorsunuz, allah aşkına" tarzında kalın, tok bir sesle konuşan insana dönüşümümü incelediniz.. yarın gene aynı saatte buluşmak üzere, esenle kalın, sağlıklı kalın...

3 yorumbik:

uçan kamon dedi ki...

bir de Ankara soğuğunun tadına bak derim. sonrasında İzmir'de mutluluk çığlıkları atacaksın.

Can dedi ki...

burnumu yerde sürünürken görmüştüm ankarada.. bilirim. ama ankaralı alışkın.. izmirli değil arkadaş :)

i dedi ki...

soğuk iyidir, güzeldir. beynin donar, düşünmeni engeller. mutlu eder adamı.