16 Aralık 2008 Salı

"viceroy-monte carlo-winston" üçgenindeki neandertal

neden diye sordum kendime.
yok yok! böyle yazıya giriş yapmam, samimi gelmiyor. sinirimi bozuyor hatta.

saat sabahın 6'sı şuanda. gene uyuyamadım. saat 10'da yattım beynim boş bi şekilde ve uyuyakaldım. bir gün öncesinden 3 saatlik uykuyla durmaktandı bu kadar erken yatmamın sebebi. lakin mutlu da olmuştum. uzun zamandır ilkkez bu kadar erken uyuyabilmişken, sabah erken kalkacağımı hayal ediyorken telefon çaldı. kendimi saatlerdir uyuyor gibi hissettiğimden perdeyi aralayıp dışarı baktım, sabah oldu mu diye merak ettiğimden. hava yeni aydınlanıyor gibi geldi gözüme. korktum. sabahın bu saatinde çalan telefonların hepsi ürkütücüdür. ölümü haber verirler yada birinin başına bişey geldiğinin. hastahanedeki kuzenim aklıma geldi. ölüm... duygusuzmuşum onu anladım. üzülmedim
telefona giderken bile. şaşkın bi ses ifadesi takınıp, "alo?" dedim. arayan arkadaşımdı. televizyonda ablamın röportajının yayınlandığını söyledi. şaşkın ifadesi takındım. (sahtekarın teki miyim ben ne?) tamam aysel dedim. uyuyordum ben falan filan. kusura bakmalar, önemli değiller, öptümler, görüşürüzler ve son olarak telefonun kapanırken çıkarttığı ses...

yatağa geri döndüm. uykum tamamiyle kaçmış olmasının verdiği sinirden çığlık attım.

sonrası belli. uyuyamama, yataktan çıkma, internete girme. msn vesaire. kitap okumaya çabalama, film izlememe isteği de var tabi.

sonuç olarakta buradayım. blogger'ın beyaz-mavi-turuncu ve yavruağzı tonlarındaki yazı yazma şeysinde bunları yazıyorum. yazıcağım konuyuda düşündüm önceden. (çöp arabası geldi, şarkının sesini bile duyamıyorum şuanda)

sigara meselesi.

yazacağım konu bu. -her ne kadar bileklerim nasırlaşmaya başlasada klavyeyle yazı yazmaktan-

hoş birşey sigara. alt komşunun mavi gözlü kızı sayesinde tanışıtım sigarayla. kızı hatırladıkça aklıma tek gelen gözleriydi ki ondan başka bi özelliği de yoktu. bize gelip balkonda sigara içerdi. o liseye yeni başlamış, bende ortabirdeydim. mutfak balkonundaki kullanılmayan fırını, kaloriferin mezot deposunu, soğanların konulduğu sepeti hatırlıyorum. hep bi karanlık vardı o balkonda. ışık açılmazdı nedense. yandaki inşaatı hatırlıyorum birde.

neyse.

gelip sigara içtiği dönemlerde bende "versene" dedim bi gün. içime çektiğimi hatırlıyorum. öksürdüğümü, gözlerimin yaşardığını, güldüğümü, gülerken öksürdüğümü...

ikinci nefes daha basitti. etkiside baş döndürücüydü. boğazımın yanmasını, heyecanı, kokuyu, mavi gözlü kızın yüzündeki gülümseme hala aklımda... ortabirdeyim daha...

sonra tek sigaralar almaya başladım kızdan, ardından utanmaya başladım ortaikiye geçtiğimde.

"otlakçılık kötüdür"

ilk paketime bir buçuk milyon verdiğimi hatırlıyorum. viceroy... şeker gibi kokan, balgam yapan, ucuz sigara. o dönemde herkesin bu sigarayı içtiğini hatırlıyorum, yerlerdeki boş kutulardan böyle bi sonuç çıkardığımı da.

ardından klasik şeyler:

-gecenin bi yarısı balkonda
-banyoda
-tütsüyle duman altı yapılmış oda da (bunu keşfettiğimde 2 yıl olmuştu sigaraya başlıyalı, neden önce düşünememiştim diye pişman olduğumu hatırlıyorum)
-sokak köşesinde

sigara içme eylemi...

ta ki kavgalı bi günde saklanan paketin yerini bulan anneyle olan tartışmaya kadar...

anne: bu ne? (elindeki paketi gösterir)
neandertal adamı(ben oluyorum o): neye benziyor?
anne: ne yapıyorsun sen bunla bu yaşta?
n.a. : ne yapılırsa onu. (burada atılan bakışları hatırladıkça gülesim geliyor. sanki gözlerimizle çekişiyoruz)

bu sohbetin ardından barışma vesaire oldu tabi. sonra annemle bira içtiğimiz bi gün boş anından faydalanıp yanında içmeye başlayınca gerisi geldi.

yanında içmeler, paketinden almalar, birlikte içmeler vesaire

sonuç?

7 senelik sigara içiciliği... bunla kalsa ne güzel olur du demi? olmaz ama.

zayıf bi surat, kararan dudaklar, sararık dişler (o kadar değil genede), yağlı-pis bi yüz, kronik faranjit tespiti, parasal çöküntü.

sigaranın zararlarını filan umursamıyorum. kanser yapar vesaire. umursadığım temiz görünmek istediğim şu dönemde, benim üzerimde bıraktığı etkileri. başka bişey değil.

arınıyorum filan değil.

değişiyorum sadece.

belkide pejmurde görünmekten bıktım bilmiyorum, ya da görünüşüme dair kaygılarım var. sebebi çokta önemli değil. yapıyorum ya.

saçımı kestirmek gibi bişey.

üçe vurdurduktan sonra yerdeki peruğa benziyen saçları izlemek kadar iç acıtıcı olabilir sigarayı bırakmak ama aynaya baktığımda unutacağım kesin.

en azından öyle umuyorum.

bunları neden yazıyorum? daha bitmedi aslında yazacaklarım. sigarayı övmek istiyorum. övebilirim. hatta başlıyayım övmeye:

sigara denilince akla gelenler listesi:

-boğazınla akciğerinin arasında bıraktığı bıçaklanma hissi,
-yemeğin üstüne soda gibi gelmesi,
-ağzından çıkan duman kütlesinin uzaklaşmasını izlemek,
-yakmadan önce kokusunu almak,
-açlığı bastırması (midene taş koyuyor hissi veriyor böyle),
-bazende rahatlatması...

başka bişey değil.

genede bırakılmıyacak kadar sebebe sahip değil. hayattan alınabilecek bir sürü zevk var. çikolata gibi. evde stok yaptım. saklıyorum. yiyip bitirebilirim yarın (sigarayı tamamiyle yarın bırakıyorum)

bitti bu kadar.